Ağustos 12, 2006 - Hangi dersi neden sevelim? Süper -2-
Hangi dersi neden sevelim?
Okula
dönüş zamanı geldi malum. Gelsin okul koridorlarında arkadaşlarla ders
arası muhabbetler, gitsin kantin turları. Tabii okul hayatı sadece
bunlardan ibaret olsaydı hayat daha kolay (ama bir yandan da boş)
olurdu; arada bir de derslere girmek gerekiyor.
Sizi bilmiyoruz ama olduğundan eminiz,
bizim favori derslerimiz vardı. Bazı derslere girerken diğerlerinden
daha bir canlı, daha bir kendimizden emin olurduk. Konuya daha bir
yakın hissetmek, anlatılanları kolayca anlamak, sınavda çıkacak
sorulara korkmadan bakmak içimizi rahatlatırdı. Bazı derslere girerken
ise öğretmen kaldırıp, durup dururken bir soru soracak diye
huzursuzlanmak, anlatılanları ilk seferde anlamak mümkün olmayacak diye
endişelenmek, anlamadığımızı açık etmeyi göze alıp sorular sormak ile
daha sonra işi kıvıran arkadaşlardan ufak bir ders daha almaya çalışmak
arasında bocalamak, dersten neredeyse soğumamıza neden olurdu. Oysa
şimdi, aradan zaman geçince duruma biraz daha dışarıdan, farklı bir
gözle bakabiliyoruz. Hele ki İnternet’in de varlığıyla işler ayrı bir
güzelleşti. Haydi duruma ders ders bakalım:
Türkçe - Edebiyat:
Güzel yazı, sayısız dilbilgisi kuralları, Divan Edebiyatı’nın ağır
anlatımı, bilimum şiirde şairin aslında neler demek istediği gibi pek
çok konu, bu dersin hiç de yabana atılacak durumu olmadığını
kanıtlıyor. Bazılarınız bu konularda doğal bir yeteneğe sahip olmamanın
sıkıntısını yaşıyor olabilirsiniz. Ama duruma şöyle bakın: İleride
hayatta en çok işinize yarayacak derslerden bir tanesi bu. Doğru
konuşamayan, yazamayan bir insan olmak yaşamın her alanında eksi puan
getirir. Oysa bunun tam tersi, insanı her ortamda başarıya yaklaştırır.
Hem bakın her an bir yerde yazılarınız yayımlanabilir. Bizim okuldayken
en iyi dersimiz boşuna mı buydu sanıyorsunuz? Ufak dilbilgisi tüyoları
için bakınız şu yazımız. İnternet desteği için de sadece şu adres bile yeter. Buradaki konular tüm müfredatı kaplar gibimize geliyor.
Matematik:
Onu çok sevenler de var, ondan çok korkanlar da. Bizim şahsi derdimiz
açıkçası en başta trigonometri idi. Sonsuz formüller, denklemler,
eşitlikler, açılar, pi’ler, hipotenüsler, bir dolup bir boşalan
havuzlar ortada uçuşurken rahat bir nefes almak kolay değil, kabul
ediyoruz. Ama gelin işi şöyle taa ilkokul sıralarında kesirler ve
kümelerle işe başladığımız zamandan ele alın. Aslında olay oldukça
keyifli, bir bulmaca gibi. Zor evet ama zorluğu, altından
kalkılamayacak türden değil. Bazılarımızın daha çok çalışması gerekiyor
sadece. Kaçmayıp işin üstüne giderek, bıkıp usanmadan soru çözerek
matematiğe yakınlaşabilirsiniz. Sevdiğiniz konular başta olmak üzere
(şahsen bizimki geometriydi) yılmadan çalışırsanız matematiği alt
edebilirsiniz. Farklı bakış açılarına kulak verin, pratik çözümleri
kullananlardan yardım alın. Matematiğin hayatta her daim işinize
yarayacağından emin olun. İleride tarihçi ya da trafik polisi bile
olsanız, matematiğin sağladığı analitik düşünme tarzı her daim sizi bir
adım ileri götürecek, inanın. Başımıza geldi, oradan biliyoruz. Ayrıca burası, burası ve burası işinize yarayabilir.
Tarih:
Biz tarih öğrenirken İnternet neden yoktu diye ahlayıp vahlıyoruz. O
zaman kitaplardan kuru kuru savaşları, antlaşmaları, krallarla
padişahları öğrenmeye çalışmazdık. Şimdi Pasarofça Antlaşması ile
ilgili bir Google taraması yapsak bir sürü sonuç çıkıyor. Tek kaynağa
bağlı olmamanın keyfini çıkarın.
Yalnız bundan bir iki sene sonra öğrenciler daha da şanslı olacak, siz
de bizim gibi derdinize yanacaksınız diye korkuyoruz, zira o zaman
dersler çeşitli filmler ve belgesellerle renklenecek, gazete
çıkarılacak, öğrencilerin kimi sahneleri canlandıracağı drama
çalışmaları yapılacakmış. Aslına bakarsanız tarihi sıkıcı ve sırf
ezbere dayanan bir konu gibi değil de heyecanlı bir roman gibi ele
alırsanız işiniz kolaylaşıyor, bizden söylemesi. Üstelik özellikle
yakın tarihi bilmek, şimdiki olayları değerlendirmede çok işe yarıyor.
Tarih bilmenin genel kültür anlamında da çok havalı bir tarafı olduğunu
herhalde inkâr etmeyeceksiniz. Eh, bir de bilgi yarışmasına
katıldığınızı düşünün; Osmanlı Devleti’nin Avrupa cephelerinde uzun bir
barış dönemine girdiği 1718 tarihli antlaşma sorulduğunda ne
diyeceksiniz? (Pasarofça diyeceksiniz tabii ki)
Kimya:
Elementler, bileşikler, maddenin özellikleri, çözeltiler, tablolar,
deneyler... Biraz karmaşık bir yapısı olduğunu kabul ediyoruz ama kendi
içinde bir bütünlüğü var ve mantığını anlayınca gerisi çorap söküğü
gibi geliyor. Kendinizi kimya konusunda sudan çıkmış balık gibi
hissediyorsanız mutlaka bu işi kıvıran bir arkadaşınızdan yardım
isteyin. Kendi öğrenciliğimize dayanarak söylüyoruz ki bilen
arkadaşlarla çalışarak kimya konusunda çok ilerleyebilir, kendinize
şaşabilirsiniz. Zevkli deneyler de var hem. Üstelik düşünsenize, kimya
hayatın her anında her an olmaya devam edecek. Kimse size molekül
incelemesi yaptırmayacak ama siz dünyaya daha farklı ve zengin bir
bilinçle bakabileceksiniz. Eh, bulmacalarda periyodik tablonun, kuzu
sesi ve Mısır tanrısından sonra en sık sorulan soru olduğunu da fark
etmişsinizdir. Buradan, buradan ve buradan faydalı bilgiler de alabilirsiniz.
Coğrafya: Ahh ah, bizim zamanımızda Google Earth
mü vardı? Sadece bu bile coğrafyanın eğlenceli hale gelmesini sağladı
bize göre. Coğrafya çalışasımız var yani, o kadar söyleyelim. Dereler
tepeler size düz gelsin, coğrafyanın içini dışını öğrenin. Üstelik
hayatta her zaman işinize yarayacağı en ayan beyan ortada olan
derslerden biri de bu değilse nedir? Eliniz değimişken buraya ve buraya da bakarsınız.
Fizik:
Lisedeki fizik öğretmenimiz içbükey ve dışbükey aynaları anlatırken
“içbükey aynalar sizin göbeğinize, dışbükey aynalar benim göbeğime
benzer” demişti. Böyle şeker bir öğretmenimiz vardı; sınavlarda çok zor
sorular sorar ama ucundan kıyısından doğru bir şeyler yazdıysanız
elinden geldiği kadar not da verirdi. Şimdi sizin durumunuz ne
bilmiyoruz ama fizik dersiyle arası hoş olmayan çok arkadaşımız var.
Oysa fiziği anlamak, dünyada olan biten pek çok şeyin sırrını ortaya
çıkarmak demek. 5. kattan düşen bir kedinin 2. kata yaklaşırken ne
kadar hızlanacağı, basketbolda pas verirken topu nereden sektirirsek
istediğimiz oyuncuya ulaşacağı, gökkuşağının nasıl bu yedi renge
büründüğü hep fizikle ilgili. Size destek olabilecek adreslerden
bazıları şu, şu ve şu.
Biyoloji:
Sizce de endoplazmik retikulum çok sevimli değil mi? Tabii ki tek
başına koskoca dersi sevdirecek kadar değil ama... Peki ya DNA sarmalı?
Tamam tamam itiraf ediyoruz, biyoloji en sevdiğimiz derslerden biriydi.
Ama şunu söylememize izin verin: Yunancada biyoloji kelimesi, “yaşam
bilimi” anlamına geliyor. Direkt olarak varlığımızla ilgili şeyleri
öğreniyoruz bu derste. Bir özelliği de sayısal ve sözel derslerin
kesiştiği bir noktada olması. Düşünsenize, fizik kadar sayısal değil
ama tarih kadar sözel de diyemeyiz. Enteresan bir konumu var. Hayat
boyu işe yarayacağı da kesin. Tamam, tarihin en eski geyiklerinden biri
olan “kurbağanın sindirim sistemini bilsem ne olur bilmesem ne olur”
sorunsalı bu dersten çıkmıştır ama bu bir istisnadır, konuların
çoğunluğu birebir hayatın içindendir. Üstelik genetik bilimi de
biyolojiden kaynağını alır ve biliyorsunuz özellikle hastalıkların
önlenmesi adına genetiğin ilerlemesi çok önemlidir. Biyolojiden zevk
almak kolaydır, yeter ki kendinizi bu fikre kapamayın. Ayrıntılı bilgi
için bakınız burası, burası ve burası.
İngilizce:
Kişisel ilgi ve sevgiyle birazcık desteklediğiniz zaman İngilizceniz
sular seller gibi akar gider. Kulağınızı bu dile açmak için altyazılı
İngilizce dizileri ve filmleri seyretmekten daha iyi bir yol
düşünemiyoruz. O altyazılara ihtiyacınız kalmadığı zaman gelince çok
mutlu olacaksınız, garanti veriyoruz. İngilizce şarkıları dinlerken
anlamak da cabası. Üstelik iş hayatında İngilizcenin ne kadar gerekli
olduğu da malumunuz. Eh, arada bir de yurt dışına seyahate gideceğinizi
düşünürseniz, Fransa hariç tüm dünya ülkelerinde İngilizce ile
yaşayabilirsiniz. Fransızlar bu konuda biraz gıcıktır, illa onların
dilini konuşmanızı beklerler. Eh, ona da o zaman bakarız. Bu arada
sayıca daha az olsa da Fransızca, Almanca, İtalyanca gibi Avrupa
dillerinin yabancı dil olarak görüldüğü liseler de var elbet. O zaman
da onun avantajını kullanın; İngilizceyi nasıl olsa öğrenmek zorunda
kalacaksınız büyük ihtimalle ama bu dillerden birini önceden bilmek
size artı puan kazandırır. Faydalı bazı adresler ise şu, şu, şu ve şu.
|