Ağustos 16, 2006 - Graffiti ve Breakdance - Graffiti SANATI!!
Graffiti ve Breakdance
Evet, hip hop
bilgilerimizi tazelemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Geçen
yazımızda hip hop kültürünün DJ'ing ve rap ayaklarından bahsetmiştik.
Şimdi de graffiti ve breakdance ekollerine geçiş yapalım.
Graffiti'nin
başlangıcına dönmek için taa eskilere, çok eskilere gitmek gerek. Eski
Mısır'da yolculuğa çıkanlar geçtikleri yerlerin duvarlarına adlarını ya
da resimlerini çizerek iz bırakırlarmış. O zamanlar adı bu olmasa da
işte size ilk graffiti. İnsanoğlu Mısırlılar'dan bu yana geçtiği
yerlere imzasını bırakmaya devam etmiş. Duvara yazı yazma, insanın
şehire, dışarıya kendinden bir iz bırakma isteğinin bir uzantısı
elbette. Ve insanların yaşam mekanını sadece güzel eviyle sınırlamayıp,
sokakları da yaşam mekanı olarak gördükleri ülkelerde graffiti sanatı
çok daha yaygın. Bizde ise ara sokaklarda rastlanınca şaşırtan tek tük
graffitinin dışında pek fazla bir şey olmamasının deşmek
istemeyeceğimiz nedenleri vardır. Sık sık rastladığımız, genelde kırık
bir Türkçe'yle yazılmış "buraya çöp döken eşektir!" türü uyarı
yazılarını da graffitiden saymıyoruz. Gelelim şimdi
bildiğimiz haliyle graffitinin çıkış yeri olan Amerika'ya. Konumuz hip
hop kültürü ama graffiti sanatı 60'lı yıllarda iki ayrı grup tarafından
kullanılan bir yöntemdi. Politik gruplar görüşlerini belirtmek için,
sokak çeteleri ise hükmettikleri bölgeleri belirleyip herkese duyurmak
için sokak duvarlarına imzalarını bırakmaya başladılar. Coolbread ve
Cool Earl adında iki genç isimlerini duyurmak ve kamuoyunda ilgi çekmek
için bombing (bombalama) diye de bilinen şehrin tüm duvarlarına
isimlerini yazma işlemini ilk uygulayan iki kişi.
Graffitinin
şehir duvarlarından metrolara, yani underground'a inmesi ise ulak
olarak çalışan ve bu sebeple sık sık metroyla yolculuk eden TAKI-183
takma adıyla tanınan Yunanlı bir gencin oradan oraya haber taşırken
sprey boyalarla metroların üzerine adını yazmasıyla başlamış. TAKI bu
gencin adı yerine kullandığı bir kısaltma, 183 ise yaşadığı caddenin
adıymış. Çoğu metro istasyonunda rastlanan bu ad herkesin ilgisini
çekmiş. Benzerleri olan JULIO 204, FRANK 207 ve daha birçoğu metrolara
isimlerini ilgi çekecek şekilde yazmaya başlamışlar. Bu isimler
çoğaldıkça, rekabet ortamının zorunluluğu olan farklı olarak öne çıkma
arayışları da başlamış. En ilgi çekici, en renkli yazı biçimini
kullanarak adını yazma uğraşı ortaya yepyeni stiller çıkarmış. Ve
böylece tag adı verilen graffiti yazarı imzasına
semboller, ilgi çekici resimler eklenmeye başlamış. Zamanla kullanılan
harflerin boyutları büyümüş, harflerin içi desenlerle süslenmeye
başlanmış, yaratıcılık sınır tanımamış. Şehrin her yerini kafasına göre
boyayan bu anonim sanatçılar medyanın da ilgisini çekmiş çekmesine ama
haklarında en fazla bir iki yazı yazılmış, geçilmiş. Graffiti bir
üniversite öğrencisinin ilgisini çekene kadar, underground sanatçılar
tarafından icra edilmeye devam edilmiş. Hugo Martinez adlı öğrenci,
graffiti'deki potansiyeli fark edip, United Graffiti Artists derneğini
kurmuş ve graffiti örneklerini bir sergide sanatsever kitlelere sunmuş.

Graffiti'nin hip hop
kültürünün bir parçası olmasın nasıl açıklıyoruz peki? Bu graffiti
yazarlarının çoğunluğu gettolarda yaşayan siyah ve Latin kökenli
gençlerden oluşmaktaymış. Bahsettiğimiz gizli hip hop partilerine katılan gençler bu ambiyansı
sokağa taşıyıp kendilerini göstermek için her yere imzalarını atmaya
başlamışlar. Graffiti evlerde saklı kalmayıp tüm şehre yayıldığı için
hip hop'un yayılmasında ve tanınmasında en etkili yol olmuş.
Graffiti'nin ilgiyi
kendine çekmek ve sesini duyurmak için etkili bir yol olduğu
anlaşılınca, duvarlara, metrolara yazılanlar sadece tag'lerle sınırlı
kalmamış; graffiti adeta içini dökerek yaratıcılığını sergilemenin yolu
olmuş. Gerçekten de graffiti'nin yoğun olarak uygulandığı şehirlerde
her d uvarda
bir sanat eserine rastlamak mümkün. Tabii Amerika'da graffiti'nin şehir
düzenini ve göz zevkini bozduğunu düşünenler de var. Bir graffiti
eserinin ömrü bu sebeple çok uzun olamıyor ama silinenin yerine çok
kısa zamanda bir yenisi ekleniyor. Şehir aktivizminin önemli bir
parçası olan graffiti hala bir sanat dalı olarak kabul edilmiyor ama bu
graffiti sanatçılarının pek de umrunda değil. Onlar kendi gruplarını
kurup anonim kalmaya devam ederek izlerini şehrin muhtelif yerlerine
bırakmaya devam ediyorlar. Graffiti çevrelerinde tanınmak ve isim
yapmak için öncelikle işin erbaplarıyla tanışıp onların yanında
çömezlik yapmak gerekiyor. Bu grupların içinden yetişip yavaş yavaş
adını duyurmaya başlayanlar da kendi gruplarını kuruyorlar. Hatta
dünyanın dört bir yanından graffiti sanatçıları, ünlülerle tanışmak ve
onları iş başında izleyip feyz almak için Amerika'ya, graffitinin
anavatanı Bronx'a geliyormuş. Çoğumuzun bu sanat eserlerini canlı görme
şansı yok ama internette dünyanın her yerinden graffiti örneklerini
içeren devasa siteler mevcut. Bizim önerilerimiz ekosystem ve B-Boys.
Sonuncusunda sadece graffiti değil, genel olarak hip hop kültürüyle
ilgili bol faydalı bilgi, hip hop sampleları, linkler ve de duvarlara
yazmak için yeterli tesisatı olmayanlara teselli olarak graffiti
fontları mevcut.
Biz
buradan Bronx'a ve hip hop bağlantımıza geçiş yapalım. Graffiti
harflerinin DJ'in ses sisteminden çıkan ritimin uyumuyla salındığını,
hareketliliklerini buradan aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tıpkı
partilerde dans esen B-Boy'ların bedenleri gibi.
B-Boy şimdi nesli
tükenmiş olan, garip hareketlerle eğilip bükülen insanları tanımlamak
için kullanılan bir terim değil öncelikle. Her ne kadar breakdance
bizim için yüzlerce yıl öncede kalmış gibi olsa da, hip hop'un hala
devam ettirilen bir ekolü. Şimdi fark apoletli montların, kolları
dirseklere kadar sıyrılmış ceketlerin, omuzda taşınan piknik tipi
teyplerin revaçta olmaması. Yoksa breakdance hala kıvrıla kıvrıla
yoluna devam ediyor.
Dansın adının
breakdance olmasının sebebi, hip hop müziğinin temel öğesi olan
breakbeat'e uyumlu bir şekilde hareket edilmesi. Aynı müzik gibi dansta
da Bebop, Soul-Train, Funk gibi akımlardan etkilenme ve onları yeniden
harmanlama söz konusu. Tabii ki bunların üstüne yeni şeyler de
ekleyerek; kafanın üzerinde dönerek yapılan helikopter dansını ya da
birbirinin bedenine akım vererek kıvrılma yoluyla yapılan electric
boogie'yi daha önce kimsenin denemediği kesin. Bu zor hareketler bir
bakıma getto'da yaşayan ve pek bir şeye hakim olmasına izin verilmeyen
gençlerin kendi bedenleri üzerindeki hakimiyetlerinin bir ifadesi. Ve
onlar da sokaklara çıkıp dans ederek hip hop'un dışarı taşmasında etken
olmuşlar.
B-Boy'lar 1980'li
yıllardan itibaren sadece breakdance yapan gençlere değil, duvarlara
graffiti yaparken breakdance yapan, DJ'lik sanatıyla uğraşan ve rap'le
kendini ifade eden insanlara verilen ad olmuş. Hip hop kültürü böyle
böyle bu 4 ekolün hepsini kapsamış.
 |
80'lerde
breakdance kendi başına inanılmaz büyük bir dans hareketi haline
gelmiş. Ancak beyaz Amerikalı çocukların okuldan sonra karate kursuna
gider gibi breakdance kurslarına gitmeye başlamalarıyla, biraz
bozulmuş. Fazla popülerleşen her şeye olduğu gibi yavaş yavaş göz
önünden yok olmuş, ama bu yazıdan anlaşıldığı üzere kesinlikle ölmemiş. |
Breakdance'le ilgili daha fazla bilgi için ilk başvurulacak adres www.breakdance.com. Breakdance'e ilgi duyup da "yapamam hayatta" diyenlere iyi haber, sitenin şu bölümünde her breakdance hareketi yazılı ve uygulamalı olarak adım adım gösteriliyor.
|