Ağustos 9, 2006 - Bilardonun kalabalık versiyonu: Snooker
Bilardonun kalabalık versiyonu: Snooker

Hemen herkes hayatı boyunca en az bir
kere, bir bilardo masasının başında bulunmuş ve o ilk bulunuş sırasında
çuhanın yırtılmasına neden olmadıysa bu sporu ara sıra yapmanın
mantıklı olabileceğini düşünmüştür. Üç top oyunu biraz daha zor
olduğundan, bilardo aşkı genel olarak "Amerikan" adıyla anılan türe
yönlendirilmiştir. Söz konusu oyunun, bize oldukça tanıdık gelen ama
masanın biraz kalabalık olduğunu düşündüren bir başka versiyonu da
İngiltere kökenli olan ve "snooker" adıyla anılan çeşididir. Aslında
bilardo salonlarında görmeye alıştığımız bütün aletler oradadır; fakat
sanki biraz fazlası da vardır. Hatta dikkatli sayarsak masada on beş
tane kırmızı, birer adet siyah, pembe, yeşil, mavi, kahverengi ve sarı
top olduğu görülür. İşte bu bizi huşu içinde titreten, herhangi bir
mana veremediğimiz bir gizemdir. Snooker masadaki top sayısının
fazlalığıyla, bilardonun iş çıkış trafiği hali sayılabilir.
Kim bulmuş ki bunu? Bir
çok ilginç oyun gibi snooker da sıkıntıdan ve yapacak hiçbir şey
olmamasından doğmuş. Hindistan'ı sömürmekle meşgul olan İngiliz
subayları Muson yağmurlarının gemi azıya aldığı bir gün bilardo
oynamaktan sıkıldıklarını söyleyip deneysel çalışmalara girişmişler. Bu
deneysel çalışmalardan bazıları ıstakaları tamamen devre dışı
bıraktığından ve topların kafa vurularak deliklere atılmasını
önerdiğinden pek başarılı olamamış, ancak bu çalışmalardan bir tanesi
mucidi Sir Neville Chamberlain'in ismini tarihe geçirmeyi başarmıştır.
Ve evet bildiniz söz konusu oyun snooker'dır. Oyun emekleme döneminde
bildiğimiz snooker'a pek benzemiyormuş, renkli top sayısı daha azmış ve
masa kenarında, renkli topları girdikleri ceplerden çıkartan penguen
giyimli beyefendi de henüz ortalarda görülmemekteymiş.
Renkli toplar şirin duruyor. Peki bir işe yarıyorlar mı?
Mantıklı
bir soru gerçekten ancak üzülerek belirtmek zorundayım ki o toplar
sadece estetik nedenlerle orada değil. İlk görüşte topların çuhayla
kontrast yaratıp oyuna renk katmak için orada oldukları sanılabilir
elbette. Hatta topları sürekli girdikleri ceplerden çıkarıp oyunculara
tehditkar bir şekilde bakan ve sanki "bu top burada duracak anladın mı?
Ben burada durmasından hoşlanıyorum, böyle güzel oluyor" demeye getiren
penguen giyimli beyefendi de bu iş için oradaymış gibi gelebilir
insana, ama işin iç yüzü biraz değişik elbette. Snooker'ın amacı aynı
Amerikan bilardonun bazı türlerinde olduğu gibi, bir oyun sonunda
rakipten daha fazla puan toplamak olduğundan ve kırmızı toplar bu
ayrımı yapabilecek kapasitede görünmediğinden, renkli toplar değişik
puanlara ve oyunun gidişini belirleme gücüne sahip. Yandaki grafikte de
görülebileceği gibi, en yüksek puana sahip olan, renginin verdiği
karizmadan olsa gerek siyah top. Onu altı puanla pembe ve beş puanla
mavi takip ediyor. Kahverengi dört, yeşil üç ve sarı iki puan, kırmızı
topların herbiriyse bir puan sayılıyor. Renkli topların oyun için önemi
büyük olsa da oyuncuların kırmızı toplar tükenmeden bunlara direk atış
yapmasına izin verilmiyor. Snooker masası hakkında da söylenmesi
gereken birkaç şey var elbette. Normal bilardo masalarının hemen hemen
bir buçuk katı büyüklüğünde olan masanın uzun kenarı 3.7, kısa
kenarıysa 1.86 metre. Ölçüleriyle biraz göz korkuttuğu doğru gerçekten.
Gelelim oynanışa.
Oynanışı
Bisiklete
binmek bir kere öğrenildiğinde unutulmaz derler tabii ama bu sözün
snooker için geçerli olması pek mümkün değil. O kadar çok kuralı var ki
oyuncuların hem bilardo oynamayı çok sevmesi hem de her sabah
kahvaltıdan sonra ortalama kırk beş dakika kadar oyunun kurallarını
okuması gerekli. Basitçe anlatmak gerekirse, oyun açıldıktan sonra ilk
yapılması gereken şey beyaz topu bir kırmızıya çarptırmak ve faul
olmasını önlemek. Fauller bu oyunda çok önemli çünkü rakip yapılan
faule göre puan kazanıyor, yani çok süper oynasanızda maçı faullerden
rakibe hediye etmek oldukça olası. Kırmızı toplar masada olduğu sürece
oyun "bir kırmızı, bir renkli" gibi anneannelerimizin örgü örme stiline
yakın bir minvalde ilerliyor. Bir oyuncu eğer renkli bir topu ceplerden
birine gönderip puan almak istiyorsa, önce kırmızı toplardan birini bir
cebe yollamak zorunda. Kırmızı toplar masada olduğu sürece, cebe giren
renkli toplar yazının başından beri bahsettiğimiz penguen giyimli amca
tarafından eski yerine yerleştiriliyor. Bu sırada oyuncu, sayı aldığı
her kırmızı toptan sonra ve ikinci atışını yapmadan hemen önce, cebe
yollamak istediği renkli topu göstermek zorunda. Göstermezse veya başka
bir topa vurursa bu tabii ki faul sayılıyor ve hedef alınan topun
değeri rakibin puan hanesine yazılıyor. Kırmızı topların hepsi ceplerde
yerini aldığındaysa renkli toplara, aralarındaki hiyerarşi sırasına
göre atış yapılıyor. En düşük sayılı toptan en yükseğine kadar bir
sıralama yapılıyor. Bu atışların sonunda bir beraberlik olursa sahneye
karizmatik siyah top çıkıyor ve ilk sayının atılmasından ya da ilk
faulün yapılmasından sonra oyun bitiyor.
Ayrıntılar
Oyun kurallarının tonla
ayrıntısı var doğal olarak. O kadar uzun bir faul listesi var ki bu
yazıya sığması pek mümkün görünmüyor ama birkaç örnek vermek olası.
Oyuncunun kullandığı beyaz topun kesinlikle masadan ayrılmaması
gerekiyor; yani top bir başka topun üstünden atlar ve sayı yaparsa, bu
sayı rakibin puan hanesine ekleniyor. Oyuncu ceplerde duran toplardan
herhangi birine dokunursa, topun oyunla ilgisi olmamasına rağmen,
oyunun en acı cezası olan "yedi sayı cezası"nı yiyor.
Puanlama Snooker
oynamak zor, hem de çok zor. Hem normal bilardo masalarından neredeyse
bir buçuk kat büyük olan bir masada oynamayı, hem de bütün bu kuralları
akılda tutmayı gerektiriyor. Oynaması zor olsa da, izlemesi oldukça
zevkli, özellikle içinde yetenek gösterisi bölümü bulunan turnuvalarda
oyuncular toplarla inanılmaz hareketler yaparken, daha da zevkli.
Oynanmasa bile izlenmeli ve yukarıda ki puanlama hatırlanıp oyunu boş
gözlerle izleyenlere pis pis sırıtılmalı. Neden sırıttığınız
sorulduğundaysa mistik bir hava takınılmalı ve ağır ağır, zevkini
çıkararak bu yazıdan aklınızda kalanlar bir bir anlatılmalı.
|