August 12, 2006 - Ortama "sus!" düşmesi olayı.. nedir?
Kurulmuş bir arkadaş meclisinde birbiri ardına muhabbete sıkıştırılan hikayelerin bitimiyle, geçmeye başlayan süre zarfında hali hazırdaki topluluğa yeni gelen bir kaç kişiliğinde eklenmesi sonuçunda ; ortama ısınma ve selamlaşma süresinde, toplulukta ve arkadaş meclisindekilerin;
- Ne diyeceğini bilememe durumu, - Ortamda susulması gereken bir an sanma durumu, - Gelenlerden yeni hikayeler bekleme umudu durumu, - Bilumum içilinen ve teneffüs edilen hava ve benzeri tüketimlerin etkisi durumu, - Mahlutakın enerjisinin azalması durumu.. - ... - .
Yazan : antisosyaL
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
August 10, 2006 - "Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi" Hepimizin duası olmalıdır.

Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ve harici, bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur. Mustafa Kemal Atatürk 
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
August 10, 2006 - Duvarı delip hamile bıraktı...
Cezaevindeki Kadriye Kübra Sevgi'nin nasıl hamile kaldığını araştıran müfettişler, sevgilisi Seylan Çördük'ün koğuşu ile arasındaki duvarda bir delik buldu.

Cinsel ilişkinin 20 santim kalınlığındaki delikten gerçekleştiği ileri sürüldü. Kartal Özel Tip Cezaevi'nde ortaya çıkarılan aşk skandalı, önceki gün koğuşta yapılan inceleme sonunda yeni bir boyut kazandı. 27 aydır tutuklu bulunan Balkan kardeşler cinayeti sanığı Seylan Çördük'ün aşık olduğu ve evlilik hazırlığı yaptığı Mısır Çarşısı'ndaki patlama olayının sanığı Kadriye Kübra Sevgi'yi koğuşlar arasındaki duvara açtığı delikten hamile bıraktığı iddia edildi. Türkiye'nin en güvenli cezaevlerinden biri olan Kartal Özel Tip Cezaevinde yaşanan olay geçen hafta ortaya Kadriye Kübra Sevgi'nin hamile olduğunun anlaşılması üzerine ortaya çıkmıştı. Genç kadının yan koğuşta kalan cinayet sanığı Seylan Çördük'ten hamile kaldığı ileri sürülünce Adalet Bakanlığı skandalı soruşturması için cezaevine hemen iki müfettiş göndermişti. Cezaevi koridorlarda görüşe giderken karşılaşan ve selamlaşmayla başlayıp giderek aşka dönüşen Çördük ile Sevgi'nin ilişkileri genç kadının hamile kalmasına kadar gitmişti. CİNSEL ORGANIN BOYU ÖLÇÜLDÜ Cezaevinde inceleme yapan ve ifade alan müfettişler hafta sonu görevlilerle birlikte Çördük'ün koğuşunda inceleme yaptı. Bu inceleme sırasında duvarda üzerine bir resim yapıştırılarak saklanan 8-10 santim çapında 20 santim uzunluğunda bir delik bulundu. Sevgi'nin koğuşuna açılan deliğin nasıl açıldığı araştırılırken ifadesi alınan Çördük, deliği sadece karşılıklı konuşabilmek için açtığını söyledi. Durumdan şüphelenerek ilişkinin bu delikten gerçekleştiğini düşünen görevliler, DNA testi için Adli Tıp Kurumu'na gönderilen Seylan Çördük'ün önceki gün de cinsel organının boyunun ölçüldüğü bildirildi. Bevliye uzmanın tarafından yapılan ölçümde ereksiyon halindeki cinsel organın 25 santim olduğu belirlenirken görevlilerin şüphelerin haklı olduğunu düşünerek soruşturmayı bu yöne kaydırdığı iddia edildi. Bu arada dün cezaevine giden Çördük'ün Avukatı Bilal Kalaycı müvekkilinin kendisine bu iddiaları doğruladığını söyleyerek ‘‘Müvekkilinin penisi ereksiyon halinde iken ölçmüşler. Odasında bulunan delikten ilişkinin gerçekleştiğinden şüpheleniyorlarmış. Müvekkilimin penisi deliğin uzunluğundan zannedersem 5 santim uzunmuş. Uzmanlardan bu konuda bilgi istemişler’’ dedi. Avukat Bilal Kalaycı olay ile ilgili yaptığı ilk açıklamada cezaevinin güvenlik zafiyetinden ziyade müvekkilinin becerisi ile ilişkinin yaşandığını söylemişti.
(Hürriyet)
Orhan SAAT / İSTANBUL
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran 31, 2006 - Yeni Nesil Gazetecilik! Orjinal bir fikir isteyenler için.
ALINTIDIR!
Duyrulur! YENİ RÖPORTAJ - Kaan ve Hande Bugünkü röportajımın konuğu http://www.blogcu.com/herhangibiri bloğunun sahibi, Kaan. Bloğu Herkes, Biri, Herhangibiri ve Hiçkimse adındaki dört kişi hakkında. “Yapılması gereken çok önemli bir iş vardı ve Herkes, Birinin bunu yapacağından emindi. Aslında bu işi Herhangibiri de yapabilirdi. Fakat Hiçkimse yapmadı. Bunun üzerine Biri çok kızdı, çünkü bu Herkesin işiydi. Herkes, Herhangibirinin bu işi yapacağını düşünmüştü, fakat Hiçkimse, Herkesin yapmayacağını bilmiyordu. Sonuçta Herhangibirinin yapacağı bir işi Hiçkimse yapmadığı için Herkes, Birini suçladı.”
 Ne zamandır blog tutuyorsunuz? 23 Temmuz 2006 tarihinden itibaren. Yeni bir blogcuyuz ..Hoş geldiniz diyelim o zaman. Umarım uzun soluklu bir blog hayatınız olur ve de bol yorumlu. Peki, bloggingle ne zaman ve nasıl tanıştınız? Neden başladınız? Bundan 2 ay kadar önce tam anlamıyla blogların ne olduğunu keşfettim diyebilirim. İnternette çok fazla zaman geçiyorum. Evet, ben de :-) Oradan oraya gezinir dururken bloglara ulaştım. Karşıma çıkan bir kaç tane düzgün ve profesyonel blogtan sonra güzel bi fikir olarak düşündüm, başlamaya karar verdim. Biliyorum o blog benim bloğumdu :-)
:-) Ne tür blogları takip ediyorsunuz? Hemen hemen hepsi. Zaten bir bloga girmeden içeriğini ve düzenini bilemiyorum. Ama ilk tercihlerim genelde kullanıcı isimlerinden hoşuma gidenler oluyor. Aralarından çok beğendiklerim oluyor. Bazılarının sahipleriyle tarzımız çok benziyor onları devamlı olarak takip ediyorum, onlarda beni. Evet, bazı günlüklerin ismi gerçekten de çok enteresan ve insanda hadi gidip şu dünyaya bir dalayım isteği uyandırıyor. O zaman bu röportajı okuyanlara bizden bir tavsiye: arkadaşlar değişik adlar bulun .-) Blog tutmak hayatınıza ne kattı? Boş zamanlarımı doldurdu. Ayrıca bi hobi olarak görüyorum yeni sayılırım ama iddialıyım istatistiklerim bana güven verdi. Çok ta zevk alıyorum, bu aralar her gün zaman ayırıyorum. İddialıyız, iyi bakalım :-)Eee, bakarsan bağ bakmazsan dağ olur demişer. Ben de işe başlıyorum, kara kara bloğumu ne yapacağım diye düşünüyorum. Hani anneler bebeklerini düşünür ben de bloğumu. Vallahi özleyenlerim olur mu bilmem .-(Ayy sanki röportajı benle yapıyorlar. Çenem düştü. Kötü gazeteciyim!Gelelim en sevdiğim sorulardan birine: Yorum almak ve yazmak hakkında ne düşünüyorsunuz? Tam olarak şöyle söyleyebilirim. Yorum yazılması çok hoşuma gidiyor, aralarında eleştiriler olursa eğer çok daha güzel oluyor. "Yorum yazmak/yapmak" bu başlık altında bir yazı bile yazmıştım. Kendimde elimden geldiğince yorumlarımı yazmadan geçmiyorum. Blog tutmanın geleceği ile ilgili öngörüleriniz neler? Bence popüler kültür, yeni nesil de diyebiliriz. Kesinlikle bloglar âlemini sahipsiz bırakmıcaklardır. Ve bunların arasında eski kuşaktan ta izler var. Profiller arasında 40'lı hatta 50'li yaşlarda blogcular da var. Evet; kesinlikle onlar çok tatlılar..Kaan bize zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim. Umarım blogging hayatına daha da çok şey katar. Ben teşekkür ederim.
Güncel bloglar arasında gezindiğim zamanlardan birinde keşfetmiştim Hande'nin blogunu, Onun için "yeni nesil gazeteci" diyebiliriz.. Bloglar arası tanıtımda orjinal bir fikir istiyorsanız kendisiyle temasa geçmenizi öneririm. Kendisinin benimle yaptığı röportajı sizlere örnek olarak sunuyorum. Kısa sorularıyla hem sizin hem blogunuzun ufakta olsa anlamlı bir tanıtımını yapmak istiyorsanız! Hande'nin sorularına cevap vermeniz yeter.
Hande'nin bloguna buradan ulaşabilirsiniz.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran 30, 2006 - Saçma...

Seni çok seviyorum. Yarın gidiyormuyuz. Bu kitabın adın ne. Ben söyledim o hala bilmiyor. Nereden geliyorlar. Nasıl olmadı. Kim kim oluruz ya da kaç kişi. Ben artık ayrılalım diyorum anlaşamıyoruz. Sen hala yemek yemedin mi?. Saat Kaçta biniyorlarmış deniz otobüsüne?. Ayy Hakan çok şeker değil mi.. Sen bilmiyor olabilirsin ama fenerbahçe zicoyla iş yapar. Ağlıyorum senin yüzünden. Ne demiştin yine unuttum. Bak yine dolunay var.. Bugün de sevişirmiyiz... Saçma budur işte.. Yüz yüze iki insanın anlaşmazlığı.. Ve karşılıklı anlamsızlıkları.. Birbirine fırlatılan kelimelerin es geçmesi.. Onlarca yüzlerce cümlenin bir olarak var olan anlamının, bir araya gelip beraberce anlamsız yazı olmaları.. Saçma budur işte..
Yazan: antisosyaL
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran 28, 2006 - Sen Giderken..
sen giderken benden, herkesin aldıgından. başka birsey götürdün. sen benden benliğimi aldın. dünyamın sesini aldın. gözümün gördüğünü aldın.
artık heryer sessiz. herşey bomboş.. hiç bir şey görmüyorum. duymuyorum.. en son boğazımda, düğümlenen kelimeleri yuttum. hiçbirşeyin tadı yok.
sen giderken benden, sevinçimi aldın.. gülen yüzümü aldın. sen benim bende kalan parçamdan, daha büyük bir parçamın ta kendisiydin. sen benden gidene kadar, ben hiçbir şey bilmezdim.
Sen giderken benden seni aldın. ben kaldım. ben yürüdüğümüz caddeye düşen, yağmuru yaşamak için kaldım.
ben seni soranlara gitti, demek için kaldım.
ben günahını çekmek için, ben yanmak için vardım.
Yazan: antisosyaL
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran 28, 2006 - YOL
 Bir yol düşün alabildiğine uzun. Yok zerresi bir damla huzurun. Arkadaşı yok, yönü yok. Yok bir damla mutluluğu. Yollar gökyüzü gibi sanki bulutlu. Kuşlar yoldaşım. Yağmurlu çamurlu bu yol. Öyle bir yol ki bu yol. Kaybolmuşluğun, arayışın yolu Söndürür, her türlü umudu. Rüzgarı atar, kenara ruhumu. Sarsar bir damla mutluluğumu. Anlatır her insanın, nasıl kaybolduğunu, Unutulduğunu. Anlaşılır, her insanı nasıl vurduğu. Sadece sen varsın yolcu. Bir yol düşün yok bir çiceği Anası yok, babası yok.. Ne kaçacak yeri ne de bir dost eli. Öyle bir yol ki bu yol. Başı var sonu yok. Yok bir dönüşü. Unut o hayalinde ki saçma düşü. Yok bir sahte gülüşü. Yanlızlığın çığlığı, Bir yalandır, kulağında çınlayan. Yalan bu yol, yalan. İnsanı yerden yere vuran. Esas sonudur, anlaşılamayan.
Yazan: antisosyaL
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran 26, 2006 - Yorum yapmak/yazmak
 Yorum yazmak ya da yapmak.. Bir yerlerde okuduğumuz herhangibirinin yazdığı bir kaç kelimeyi ya da biribiri ardına yuvarlanmış cümleleri daha okurken yorumluyoruz aslında bir açıdanda ister istemez eleştiriyoruz. Geçen gün bir küçük prensesin yayınladığı bir şiire bir kaç cümleyle bende bir bakış açısı sunmak istedim ki.. Taa kalkıp buralara kadar gelip cevap verme gereği duymuşlar bu da bende bir düşünceye sebeb oldu. YORUM yapıyordum ve karşı taraf bundan etkileniyordu. Farkında olduğum birşeydi saten bunun bilinçiyle yazılan kelimelerdi.Yine de üstünde birşeyler yazmak istememe sebeb oldu.Yazı ve yorumlar kişisel tatminden ibaret harfler bütünü, eğer sanşlılarsa bir anlamları oluyordu ve bu belkide harfleri sevindiren bir durumdu. Kalıpların ve önyargıların, hatta biliçaltında birikenlerin etkisi olmadan bir kaç dakika bakmak istedim, şu bloglar alemindeki yazı-yorum ilişkilerine. Sırf faydası olur bir iki düşünceyi tetikler diye iğrendiğim yazıları yorumlarıyla okumak zorunda hissetim kendimi. Bilhassa bana uzak konuları okuyarak başladım ki yabancılık cektiğim ya da eksikliğinden zarar ediceğim şeyleri yakalarım diye.. Ama olmadı, tabi böyle birşey, neden? Dört dörtlükmüyüm yoksa? HAYIR! Ayrı bir yazı lazım buna hemen geçiyorum.Farkettim cok farklı gruplar çok farklı bazı takipçilerini içlerinde barındırıyorlar. Bazıları gerçekten tehlikeli! Ağır yorumlar ve hakaretler hatta bir kaç fırça darbeleriyle yazıyı görmek istedikleri biçime-şekle sokma arzusu içindeler.Tabi bu arada yazarın duyguları,kişiliği,bakış açısı ve görüşleri hiçe sayılır olmuş.TBMM'de ki durumun sanal ortamda ki tartışma özrüne dönüşmüş durum. Bir taraftan çok iyi şeyler de var. Kendimce beğendiğim yazı-yorum ve yazı-yorum ilişkileri keşfettim minik araştırmam aslında bana da birşeyler öğretti. İnsanız! evet! biliyordunuz değil mi? Duygularımızla varız, her yerde duygular.. Sanal ama duygular gerçek.. Kıskançlık, sevgi, nefret, sinir.. Bunlar yorumların içlerinde saklı.. Bir yandan varlığını bağırmak isteyen okurlar "biz varız okuyoruz yaz.. yaz" derken.Bir taraftan memnuniyetsizler engel olma cabasında ve yazar da bi acayip olma durumu ile karşı karşıya.Bir tür de "okudum" demek yada avatarda ki sahte güzellerin resimlerine aldanmışlığından belkide pek bir yapıcı yorumlar yazmakta ki zannedersin başka yazının yorumu yanlış yere yazılmıs durumda. Hepsiyle beraber yorum ve yazılar yaş ortalamalarına göre değişkenlik ve konu farklılıkları göstermekte.. nerden biliyorum? Profilden yaşlarada baktım. Türk gençi bu tarz şeylerle geçte olsa tanıştı ve kazanımlar elde ediyor bence.. bir taraflarımızın kalkmasıyla bir taraflarımızın gelişmesi arasındayız şu aralar.Bende dahil herkes yazar oldu diyebiliriz.İşte bu işin kişisel tatmin durumunu ortaya çıkarmakta. Gelişimde ise yorumlama ve yazma yeteneklerinin yer aldığını umuyoruz. Kimseye kefil olmak istemiyorum bu yüzden neyin nerede yer aldığını bilhassa bilmiyorum. Gel gelelim sonlara doğru... Şimdi pek çok neden daha var bu yorum ve yazıların yazılması-yapılması için. tanışmak, kaynaşmak, bir hatun ya da bir erkek bulabilme hayal ve mantaliteleri vs.. Pek çoğundan bahsetmediğimin farkında olduğunu düşünüyorum, okuduğunu anladığını umarak. Kişisel fikrim YAZIN hemde dolu dolu yazın! yorum yazın, şiir yazın, bunları okuyun. Bunlar güzel şeyler varlığımızı bir yerlerde ifade şekli, bir yerlerde bıraktığımız izler olarak düşünün bunları. Ben bu kadar harf yoğunluğunu neden kelimelere , kelimeleri cümlelere dönüştürme gereği duydum, kişisel tatmin diyelim!
Yazan: Herhangibiri
|
|
Yorum (62) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran 25, 2006 - Ruh
 hiç bilmediğimiz, bilemiyeceğimiz ilahi güçler tarafından insan denen mahlukatın, hayat denen garip şeyde, garip şeyler yaparken, garip sözler söylerken, garip insanlara aşık olup, garip acılar çekerken ona mahkumiyetiyle eşlik eden yaratıcı nefes.
her ruh esirdir insan bedeninde. bazısı çok memnundur mahkumiyetlikten, memnundur çünkü arzular vardır yaşanacak, hırslar, ihanetler, zevkler vardır. ayaklar altında ezilen hayatın şarabını bolca içip, bolca da kusmak vardır esirlikten memnun ruhlar için. dört dörtlük bir insan olur bazen ama bir eksiklik vardır onda. duruşunda, bakışında, hareketlerinde bir eksiklik vardır. işte o ruhundaki parazitlerdir sanki. hapsolmaya aşık ruhunun; boyun eğmeye, köle olmaya, razı olmaya, sırf yaşam uğruna ses çıkarmamaya yemin etmiş ruhunun parazitleridir.
bizden ayrı düşünen, bize hapsolmuş varlıktır ruh. kimisi sessizdir. binlerce bedende yaşamış ve artık isyanlardan vazgeçmiştir. sonuçta binlerce yıldır bir et parçasına sıkışıp kalmış, sadece vazgeçmiş. günah değil illa ki değil ama bir başka türlüsü de vardır ruhun: isyanları hiç bitmez. dalgaları hiç durulmaz. hep huzursuz, hep hayat yorgunu ve hep isyankardırlar. çünkü o kadar uzun sürmüştür ki bekleyişleri ne yalan söyleyeyim artık beklemekten yorgundurlar.
bazı ölüler vardır. gülümserler. her ruh hapistir. kimisi memnundur hapisliğinden. binlerce farklı bedende, binlerce farklı yıl hapis kalmaktan memnundur. binlerce kez tattığı zevkleri her seferinde hırsla, nefretle tatmaktan memnundur. kimisi ise mutsuzdur. bir bedene nefes vermenin emriyle varolup üstelik sahibi olduğu o bedene köle olmaktan mutsuzdur. asırlar boyunca binbir fırtınaya savrulup durmaktan, binlerce trajediden, milyonlarca dramdan ve bir kaç küçük mutluluktan geçip gitmekten mutsuzdur. esir almış bir beden aslında sahibi olunan ama kim köle kim efendi belli olmayan altmış yetmiş senelik bir yaşam. o bedenin tek bir hareketine, tek bir düşüncesine bile müdahale edemeden yaşamak.
bazı ölüler vardır. gülümserler. çünkü bazı ruhlar ancak hapsoldukları bedenden çekip gidince huzura ererler.Ekleyen : bos sigara Yazılma tarihi :11.07.2006 04:10
|
|
Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran 24, 2006 - FB neden büyük GS'den?
- UYARI -
 Okumaya basladiginiz oldukca uzun bir yazi.Ancak gerekli birkac dakikalik sabri gosterip de sonuna ulasabilirseniz eger, yillardir cevap aranan bu iki soru hakkinda bazi ipuclari elde edebilirsiniz diye umit ediyorum. Sorularimiza cevap aramaya baslamadan evvel gerekli birkac nokta var ki oncelikle onlari belirtmeli ve aklinizin bir kenarinda tutmanizi istemeliyim. İnsanlarin genleri vardir.Bu genler ebeveynlerden cocuklara gecer ve irsiyet denilen kavram meydana gelir.Camialarin da , futbol takimlarinin da ‘insan’ faktorune dayali oldugu dusunulurse ‘takimlarin da genleri vardir’ demek cok da yanlis olmaz.Bu sebeptendir ki Galatasaray , Ankaragucu gibi takimlar ‘kupa beyi’ olarak adlandirilirken Fenerbahce lig usulu yarismaya eliminasyon sistemine gore daha yatkindir. Dikkat edilmesi gerekilen ikinci husus , gecmis donemler incelenirken ‘zamanin sartlarini ve psikolojisini’ iyi bilmeyi , anlamayi gerektirir.Ornegin 50 sene evvelin Turkiye’sini yorumlarken bugunun kriterlerinden yola cikmak buyuk yanilgilara yol acacaktir.Bir nevi tarihe ‘empatik’ bir yaklasim gereklidir. ARTIK SORULARIMIZA CEVAP ARAMAYA BASLAYABILIRIZ Hepinizin bildigi uzere Galatasaray 1905 senesinde , Fenerbahce de 1907 senesinde kurulmus iki kuluptur.Donem Osmanli Imparatorlugu’nun son seneleridir.İstibdat rejimleri ve savaslar arasinda futbol insanlar icin cok da kitlesel olmayan yeni bir ‘eglence’ aracidir.Mantikli bakilacak olursa , o yillarda ve o gunun sartlarinda herhangi bir futbol hatta spor kulubunun kitlesel destegi bulabilmesi icin kulubun olgunlasması ve istikrarli basarilar kazanmasi yani en az 20-25 senelik bir surec gerekli idi.Ya da .... Iste bu ‘ya da ‘ bolumu biz Fenerbahcelilerin sikca ortaya getirdigi, basta Galatasaraylilar olmak uzere diger takim taraftarlarinin alayla yaklastigi meshur ‘Istanbul’un isgali – Kurtulus Savasi – General Harrington Kupasi’ gunleridir. Donemin sartlarini anlamak gerek demistik.O yillarin Turkiye’sini (dogrusu Osmanlisini) dusunun.Futbol denen bir oyun hizla yayginlasiyor.Henuz bu oyunla ilgili bir Milli Takim yok.Dunyanin sembolik anlami en kuvvetli sehirlerinden Istanbul isgal edilmis ve bir Turk futbol takimi bildigi tek silahla, futbolla dusmana meydan okuyor.Ve yaptigi yirmiye yakin macin hemen hepsini kazanirken, sehrin ve dolayisiyla ulkenin maneviyatini bozmaya yonelik bu spor faaliyetindeki muhtemel hezimetleri zafere donduruyor.General Harrington Kupasi ile bu muvaffakiyet zirveye ulasiyor.Gene o donem psikolojisini hatirlayin.Sampiyonlar Ligi , UEFA kupasi, Avrupa Kupalari gibi kavramlar yok.Rakip olan her ‘gavur’ takimina karsi alinacak galibiyet savas meydaninda elde edilen zaferler kadar kiymetli ve ses getirici.Bu acidan Fenerbahce elde ettigi basarilar ile bir anlamda olmayan ‘Milli Takim’ boslugunu dolduruyor ve Turkiye’nin ilk ‘kitlesel sevgiye ve destege ulasan takimi’ oluyor.Bu gonul baglama Fenerbahce’nin ‘her zaman en cok taraftara sahip olan takimi’ olma gerceginin en saglam temeli haline geliyor.Daha sonra Kurtulus Savasi sirasinda Fenerbahce Futbol Takimi’nin verdigi sehitler ve kulup binasinin Anadolu’ya silah sevkiyati noktalarindan biri olarak kullanilmasi , Galatasaray ve Besiktas gibi kuluplerin de benzer fedakarliklarina ragmen Fenerbahce’ye olan ulusal sevgiye Anadolu’yu da katiyordu.Genc Cumhuriyetin kurucusu olacak Mustafa Kemal’in kulube ziyareti de bu manada buyuk onem kazaniyor, bir anlamda ulkenin en kudretli insani Fenerbahce’yi resmen ‘taniyordu’.Ve Turk insaninin ‘genleri’ yeni bir mirasin tasiyiciligina basliyordu :’Fenerbahce sevgisi’. Turk Futbolu’nun bu ilk donemlerinde Fenerbahce cephesinde bunlar olurken, tertiplenmeye baslanmis olan İstanbul merkezli turnuvalar ilk sampiyonlarini yaratirken Fenerbahce – Galatasaray – Besiktas arasinda ezeli rekabetin ilk tohumlarini da atiyorlardi.Bu noktada uc kulup kisa sure icerisinde digerlerinden siyrilmayi basariyor ve yukarida bahsedilen sebeplerle Fenerbahce bu takimlarin en sevileni olarak one cikiyor. 1930’lu yillara gelinmistir.Yani kitlesel bir hareketi tetikleyemeyen takimlarin topladiklari kupalarla taraftar bulmaya baslayacaklari doneme, yani kulubun olgunlasma donemine.Iste tam bu donemlerde Galatasaray 1930-1948 arasini kapsayacak 18 yillik bir suskunluga burunur.Bu kayip seneler taraftarlik manasinda o derece duraganlik yaratir ki sari-kirmizililar icin , efsanevi kaptanlari Turgay Seren bile o donem ve takip eden yillari aynen rahmetli İslam Cupi’nin belirttigi gibi ‘Inonu’de iki direk arasina sigilan’ seneler olarak ifade eder. Seneler gecmekte ve uc kulup buyumektedir.Ancak Fenerbahce cok ilerilerdedir.Isgal gunlerinde baslayan destege karsiligi hep kazanilan birinciliklerle veren Fenerbahce bir anlamda ‘iktidar’ ve ‘kudret’in spordaki simgesi oluyor , hatta politk kuvvet denemeleri artik Fenerbahce uzerinde verilir oluyordu.Altinordu takiminin Fenerbahce’den aldigi alti futbolcu, esasen politik ve askeri gucun simgelenmesi ifadesi oluyor , ancak Fenerbahce bu dusuncedekilere de derslerini sahada aldigi basarilarla vererek gene gonulleri fethediyordu.

Fenerbahce’de bu gelismeler ve sportif basarilar kazanilirken , G.Saray bir turlu ‘ice kapali, lisenin ve ozel bir grubun’ takimi olmaktan kurtulamiyordu.Fenerbahce halkin takimi olurken Galatasaray Avrupa sempatizani ‘monser’goruntusunde kalmaya devam ediyordu. 1950’li seneler boylece geciliyor ve ‘Profesyonel 1. Lig’ donemi basliyordu.Uc buyuklerin rekabeti artik iyice siddetlenmis yeni kurulan lige tasmisti.Ancak bu yeni ligde de Galatasaray’in basina ikinci felaket geliyor ve bu kez de 13 senelik bir bekleme donemine giriliyordu.Kitlelere mal olma anlaminda1930-48 krizinin etkilerini ancak asmaya baslayan kulup ikinci bir basarisizlik donemine giriyor ancak Fenerbahce kuruldugu gunden beri surdurdugu sık araliklarla kupa toplama gelenegini devam ettiriyordu. Futbolcusu ugruna jet ucaklarini kaldirabilen, Dunya Sampiyonu Brezilya’nin unlu Didi’sini takiminin basina getirebilen , Pele’li Santos ile ozel mac yapabilen Fenerbahce ulke futbolunun Brezilya’sidir artik.Ve bu gercek 90 ‘li yillara kadar tartisilmayacaktir bile. GALATASARAYLI NEDEN EZIKTIR? Eziklik psikolojisini anlayabilmek icin 13 – 18 senelik basarisiz donemlerin taraftarlar uzerindeki etkilerine ve ‘genlere’ bakmak lazim.Bir ornekle aciklayalim.1967 dogumlu bir Galatasarayli oldugunuzu dusunun.Cocuksunuz sampiyonluk yok , bulug cagina geliyorsunuz yok, ilk kez asik oluyorsunuz ama hala sampiyonluk gorememissiniz , Ehliyet almissiniz, oy verme hakkina kavusmussunuz ama takiminizin bir sampiyonluk turuna hasret kalmissiniz.ayni kabusun beterini 1930-48 faciasini goren dedeniz ve babaniz da yasamis.Hatta babanizin ikinci ‘buyuk bekleyisi’ bu.Kolay degil 56 senelik bir periyoda sigdirilabilmis 31 kabus yil.Daha da acisi ve eziklik psikolojisinin sebebi ise Fenerbahcelilerin bu donemlerde hep basarili olmasi , okul hayatinda , is hayatinda hep Fenerlilerin alaylari altinda bir azinlik toplulugu gibi yasamak.Besiktas’i kardes kulup ilan ederek Fener’e karsi ‘omuz omuza’ mucadele vermek. Iste bunca acili onyillardan sonra elde edilen ilk sampiyonluklarda prim olarak verilen arabalar, kolayca yumurtlayan rakip kaleciler, 0-8’lik muhtesem zaferler damaklarda kekremsi bir tat birakmis ama ‘kazanmak icin her yol mubahtir’ dusuncesini de sari-kirmizi beyinlere kazimistir.Tam da ‘kolayca koseyi donme’ yillarina denk gelen bu kazanimlar 80’li yillarin atmosferine ‘cuk’ oturmustur. 80’lerde ilk sinyallerini veren , 90’li yillarda tavan yapan ‘Fenerbahe’nin kara-Galatasaray’in altin donemi ’ medyanin ve bilgisayar caginin zirve yaptigi bir donemde yasanmasi sebebiyle olumlu ve olumsuz etkilerini misliyle artirmistir.Bu donem Galatasaray icin inanilmaz bir reklam Fenerbahce icin de bir o kadar olumsuz etkiler yaratmistir.Sonucta 4 sene ustuste sampiyon olan ve UEFA Kupasini muzesine tasiyan Galatasaray, hele ki sonuncusunu Fenerbahce’nin Pendik’e elendigi sene yasamasina ragmen bir turlu Fener’in yarattigi toplumsal etkiyi yapamamis, bilakis Fenerbahce’nin son sampiyonlugunun adeta toplumsal bir histeriye donusmesini inanmaz gozlerle seyretmek zorunda kalmistir. İste yazinin basinda belirttigim cok kuvvetli tarihsel temel, babadan cocuga gecen genler , olumlu-olumsuz tum psikolojiyi sonraki nesillere tasimistir.13 sene sampiyonluk gormemis ve Fenerlilerce horlanmis bir adamin gec yaslarinda gelen buyuk zaferleri uzerinde cok dogal ve kontrolsuz bir ‘zincirinden bosanma’ etkisi yaratmakta, bu his babadan ogula gecmektedir.’Gormemisin cocugu olmus tutmus pipisini koparmis’ misali UEFA kupasi meclise tasinmis, her tartismaya ‘biz avrupa sampiyonuyuz ‘diye girilmistir.Ancak genler babadan ogula dogru gecmeye sinsice devam etmistir. Ayni olayin ters etkisi Fenerlilerde de yasanmis, daimi basarilara aliskin babalar, gercek efendinin kim oldugunu iyi bilmenin vakari icerisinde (ki onlara da bu duygu babalarindan mirastir) yasanan zor gunleri atlatilacak kisa sureli buhranlar olarak gorup bu maneviyati bilerek ya da bilmeyerek evlatlarina vermislerdir.Bu yuzdendir ki 10 yasindaki cocuklar bile Fener’in buyuklugunden suphe etmez ve tum olumsuzluklara ragmen 82. dakikada atilan gole cok da fazla sasirmaz. Son olarak taraftar potansiyelindeki bu farklilik soyle de aciklanabilir.Futbol tarihimizin ilk bolumunu yukarida inceledik.Profesyonel Lig bolumu dikkatle incelendiginde G.Saray’in 4 senelik, 3 senelik, 2 senelik sampiyonluk serileri vardir.Bu da belli jenerasyonlar uzerinde etkili ama surekliligi olmadigi icin daimi kitlesel tavirlara uzak gecici taraftar topluluklari yaratir.Fenerbahce ise genellikle tek tek veya iki senelik sampiyonluklar yasadigi icin ‘sureklilik ve buyuklukte istikrar’ sebebiyle ‘saglam’ bir taraftar kitlesine sahiptir ve gene ayni sebeple G.Saray, Besiktas ve Trabzonspor iyi olduklari donemlerde karsilarinda hep Fenerbahce’yi bulmus ve dogal olarak en cok da ondan nefret etmislerdir. Toparlamak gerekirse, ‘Fenerbahce Cumhuriyeti’ , ‘Fenerbahce devlet icinde devlettir’ , ‘Her Turk Fenerbahceli dogar’ gibi kavramlar eger bu ulkede atasozu haline gelmisse bu bosuna degildir.G.Saray gibi Avrupa hayrani-taklitcisi zihniyetler Isvicre takimlarindan ‘cim bom’ kelimelerini apartip ‘aslan’ gibi Turkiye’de gorulmedik hayvanlari sembol olarak secerken, ‘Fenerli’ gibi son derece yalin bir tanimlamaya ve ‘kanarya’ gibi hemen yanibasinda olabilecek mutevazilige sahip sari-lacivert camia ‘Turk insaninin ilk goz agrisi’ ve bir ‘halk hareketi’ oldugunu 2001 senesi sonundaki sampiyonluk kutlamalarinda gostermistir.Kimi bilgi yoksunlari bunu ekonomik krize baglasalar da , tek gercek Fenerbahce’nin 1907’den beri kesintisiz en buyukluk tahtinda oturmasidir.Eline gecirdigi tarihi firsatta bile Fenerbahce’nin onunde gundem olamayan Galatasaray , Fenerbahce’nin ‘sazi tekrar eline aldigini’ farketmis ve efsanenin henuz sadece ayak seslerini duyduklarini idrak etmistir.Darisi farkedememis olanlarin basina.

Yazan: antisosyaL
|
|
Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Herkes, Biri, Herhangibiri ve Hiçkimse adındaki dört kişi hakkında. Yapılması gereken çok önemli bir iş vardı ve Herkes, Birinin bunu yapacağından emindi. Aslında bu işi Herhangibiri de yapabilirdi. Fakat Hiçkimse yapmadı. Bunun üzerine Biri çok kızdı, çünkü bu Herkesin işiydi. Herkes, Herhangibirinin bu işi yapacağını düşünmüştü, fakat Hiçkimse, Herkesin yapmayacağını bilmiyordu. Sonuçta Herhangibirinin yapacağı bir işi Hiçkimse yapmadığı için Herkes, Birini suçladı.
Ayrışık..
Son Yorumlar
sex erkeği sex erkeği katılmıorm pi sayısı bir gurup kurmak ve ilk ler olmak yasamin icinde günesin ortasinda olmak icin ileriye cikin! el falı selamlar Kaykay bilemiyorum
Sayfayı yazdır!!
Karışık! 10 Konu!
1 - Murphy's Kanunları
2 - Üstümüz başımız punk
3 - FB neden? Büyük GS'den!
4 - Hollywood'dan sözler!
5 - Bir öğrenci evinin anatomisi..
6 - Tarihin En İlginç İntiharı!
7 - "Kızlık zarı intikamı" Oha artık!
8 - Dünyanın 7 harikası..
9 - Dünyanın uzaydaki gözü: Hubble!
10 - Bir Cem Yılmaz Klasiği!
Müzik İle ilgili..
1 - Punk Hakkında
2 - Bob Marley! Hakkında
3 - Nelly Furtado Hakkında
4 - NU-Metal Hakkında
5 - Fort Minor Hakkında
6 - Artic Monkeys Hakkında
Uzay ile İlgili..
1 - Uzay Fotoğrafları
2 - Uzaya Asansör yapıl..
3 - Uzayın Sonu mu?
4 - Manyetik Fırtınalar
5 - Buff Uzayda!!
6 - Uzayda Son Durum
Bilim Kurgu Haberleri..
1 - Bilim Kurgu Haberleri..
2 - Bilim Kurgu Dünyası..
3 - Doğa ve Hayvanlar Alemi..
4 - Dünyadan Toplama -1-
5 - Dünyadan Toplama -2-
6 - 13. Cuma Laneti!
|